SAFİYE ABLA VE BEN – MAHKUM

Ben: Alo, merhaba Safiye Abla!

Safiye Abla: Alooo, kızım?

Ben: Buradayım Safiye Abla, nasılsın?

Safiye Abla: Zeynep hah hah duydum, duydum. İyidir kızım sen? Aman daha biraz önce Numan Abi’ne dedim, Zeynep’i arayalım diye, tam o sırada sen şeeettin…

Ben: Ama Safiye Abla, sen aradın beni zaten…

Safiye Abla: Aaa kızım nasıl yani? Sen aradın, ekranda adın çıktı…

Ben: Safiye Abla, yok sen aradın, yanlışlıkla bastın herhalde ama olsun, iyi oldu sesini duydum…

Safiye Abla: Aman kızım, yok yani, bu telefon bi şey oldu, bi garip. O kulaklıktan temassızlık şeediyodu ya, ikna edemedim Numan Abi’ni, sen kurcalamaya devam et, şimdi telefon kafasına göre sağı solu arıyo…

Ben: Hahaha daha iyi işte, kimi aramak istediğini hissedip etrafı aramaya başlamış, Numan Abi senin telefonu 2014 modelden 2018 modele yükseltmiş!

Safiye Abla: (Teknolojik gelişmelerle ilgili esprilere Safiye Abla’nın kitabında yer yoktur) Ben annamam kızım, orasıylan burasıylan oynarken oynarken tabii, bozdu vallahi! Neyse kızım bak şey dicektim… Şimdi biz bitirdik bu kitabı, “11”i…

Ben: “12”!

Safiye Abla: Aman “12” işte, ha bi eksik ha bi fazla…

Ben: Değil mi Safiye Abla, aramızda bir hikayenin lafı mı olur?!

Safiye Abla: Hah işte, ben de onu diyorum. Bak ne dicem… Şindi bitti işte ama bizim kafamıza bişey takıldı.

Ben: Nedir Safiye Abla?

Safiye Abla: Şu “Mapus” var ya…

Ben: Mahpus mu?

Safiye Abla: Hah hani o çıkmaya uğraşıp duran…

Ben: Haaaa… “Mahkum” olmasın Safiye Abla?

Safiye Abla: Hah o işte o! İyi güzel hikaye, bööle adam uğraşıyo falan da, şindi tam nerde ki o?

Ben: Nasıl nerede?

Safiye Abla: Aman ne biliim, bööle uğraşıyo uğraşıyo da, ne biçim yer orası ööle?

Ben: Safiye Ablacığım, şimdi o tabii yoruma açık. Sence neresi?

Safiye Abla: Aaa kızım bunun sencesi bencesi mi var? Ne biçim hikaye bu?

Ben: Hay allah! Safiye Abla, şimdi bazı hikayeler var ki soyut bir yaklaşımla, biraz gerçek biraz sürreal elementlerle yazılıyorlar, bu da onlardan…

Safiye Abla: Hıııı, tamam tamam, şindi şeettim, şeettim… Ben şeyi atlamışım okurken, sürü kısmını…

Ben: Sürü mü??!!!

Safiye Abla: Dedin ya sürü emekliyo diye?

Ben: Sürü mü emekliyo????!!

Safiye Abla: Aman kızım senin de bi dediğin bi dediğine tutmuyo, sanki uyduruyorum yani. Demedin mi iki dakika önce “gerçek bi sürü emekliyo” diye, hasbinallah!

Ben: Haaaa! Ay Safiye Abla, “biraz gerçek biraz sürreal elementlerle yazılıyor” dedim… Bak yani şunu demek istiyorum, bu hikayenin başlangıcında nerede olduğunu karakter de bilemiyor. Güçsüz, kırılgan… Zaten karanlıkta, korku da bir taraftan… (Zeynep 15 dakika, dili de döndüğünce, hikaye içindeki anlamları, duyguları, göndermeleri açıklamaya çalışır)

Safiye Abla: (Safiye Abla’ya sıkıntı basmıştır, araya girer) Aman kızım, yani madem bütün bunları biliyosun ne diye hikayeye yazmadın annamadım ki ben yani?

Ben: Ama Safiye Abla, bazı şeyler yazılmamalı, anlatım yardımıyla okuyucuya ipuçları verilmeli, geri kalan okuyucunun hayal gücüne kalmalı. Hatta böyle bir teknik var. Söylemeden anlatma tekniği…

Safiye Abla: Ay kızım, hayır yani, “insanı çatlatma tekniği” diye de bişey var. Oku oku, Numan Abinlen çatladık burda, insan açık açık yazar da insanı bööle merakta bırakmaz. Ne bu şindi bilmece mi çözüyoruz, annamadım yani…

Ben: ??!!!!

Safiye Abla: Neyse hadi, bir dahaki sefere daha açık yaz, insanı çatlatmadan, merak da bi yere kadar dimi yani? Kitaplan ilgili genel fikrimizi de artık bi dahakine, şindi kulaklık temassız olunca onsuz konuşuyorum, daha uzatmayalım, tehlikeli kulakta telefonu tutmak, Halil bööle konuştuğumu görmesin. Hadi sağlıcaklan…

Ben: Safiye Abla, neyse tamam, sağol düşüncelerini paylaş…

Safiye Abla: (Bip bip bip)

Ben: Safiye Abla?

HENÜZ OKUMADIYSANIZ: ÖLÇÜYÜ KAÇIRMAMAK – BİR TARHANA HİKAYESİ

Yorumunuzu aşağıdaki boşluğa bırakabilirsiniz!