UMUTSUZLUK HASTALIĞI

“Allasen! Bin tane sıkıntımız var, buna takılmışsın yani…”

Bin tane sıkıntımız olduğu doğrudur, sıkılmaktan portakala döndüğümüz de aşikardır ama gözlemlediğimi yazmazsam olmaz, rahat edemem, içime sığmaz.

Konu: kalite. Yanlış anlaşılmasın ISO 9.000.000 (yazıyla dokuz milyon) gibi değil de başka bir kalite bu. Yazdıklarımızın, söylediklerimizin, ürettiklerimizin kalitesi.

Sosyal medya malum, bazılarımızın oyun oynamak bazılarımızın deşarj olmak bazılarımızın da daha ciddi anlamlarda kullandığı bir platform ve bu platform sayesinde düşüncelerimizi, fikirlerimizi paylaşıp, çoğu zaman başkalarıyla iletişim kuruyoruz ve yine bu platform sayesinde kelimeleri sözden çıkarıp yazıya döküyoruz. Döküyoruz dökmesine de, dökeceklerimizi dökmeden önce dönüp iki üç kere okusak?

“Sen de şindi, zaten na buramıza kadar gelmiş, iki deşarz olcaz, onda da yanlış yazdıklarımıza mı şeettin, takıldın yani?”

Değil, konu o değil. Yanlış yazılır, gramer hatası yapılır, -de’ler ayrı yazılır bitişik yazılır, kesme işaretlerinde en tecrübeli yazarlar bile takılır ama yazdıklarımızı dönüp iki üç kere okumamak, gönder tuşuna basmadan önce üstüne düşünmemek kendi becerilerimizi ve bilgilerimizi sınamadığımızı gösterir, kendimizi sınamadığımızı gösterir, heyecana kapılıp ya da “gaza gelip” gözümüz dönünce hırsımızı klavyeden ve ekrandan çıkardığımızı, böylelikle başkalarını da “gaza getirme” eğilimde olduğumuzu gösterir.

“Şindi nerden çıktı bu?” denilebilir. Geçen gün yine bir sürü olay üst üste gelmişken, yine insanlık kendi kendine bir girdap oluşturmuş kendini yutarken, yine ben neye üzüleceğimi şaşırmışken sanki dünya bana, “Çivim çıkarken senin ruhunun tıpasını da çekiyorum, bir süre sızıntı yapacak, artık bu olaylardan sonra geriye ne kalırsa o kadar yani!” demiş gibi bir korkuya kapıldım, “Ya ruhum üstüme üstüme gelen umutsuzlukla tamamen kaçıp gider ve bir daha da boşalan yeri dolduramazsam?”

Tabii bu korkuyla deli bir arayışa girdim, içerilerde bir yerlerde “ne yapılmalı”ya odaklandım, sonra elime bir kitap aldım, okudukça okudukça “Yav ne harika yazılmış” dedim, kitap ne kadar güzel yazıldıysa beni o kadar içine çekti, kafamı kaldırınca ruhuma baktım, bir depo benzine ödediğimiz para kadar para versem de iyi yazılmış bir kitabı okuduğumda yaşadığım ruh yükselişini başka türlü yaşayamayacağımı bir kez daha fark ettim, elimde sıkı sıkı tuttuğum kitabı sevdim. İşte o anda ruhumuzun kaçıp gitmemesini sağlamanın tek yolunun iyi şeyler üretmek ve iyi üretilmiş şeyleri içimize sindirmek olduğunu yeniden anladım.

Sonra bu “üretime” – ne kadar gerçek bir üretim olmasa da – sosyal medya paylaşımları ve yazılarının da dahil olduğuna karar verdim. Madem enerjimin ve ruhumun sızıntı yapmasına oradaki yanlış ve hatalı paylaşımlar ve kötü, iki kere okumadan, beş kere üstüne düşünmeden, galeyana gelip yazılmış yazılar da neden oluyorlardı…

“Şindi gırameri yanlış olabilir n’olcak ama anlam önemli, yani kim ne demiş, ne demek istemiş, dimi?” Hayır, bir yazı bir bütün olarak düşünülmezse, içeriği üstüne kafa yorulmazsa, ışık hızından hızlı yazılıp “en önemlisi bir an önce ortaya atmak azizim, hatalı matalı” savıyla paylaşılıyorsa, içeriğinin doğruluğundan ve gerçekliğinden de şüphe ediyorum ve bizi daha da umutsuzluğa sürüklediğini düşünüyorum.

Ne de olsa umutsuzluk bu günlerin hastalığı ve dünyaya yolladığımız her kalitesiz manifestoda, sindirdiğimiz her kalitesiz üründe/yaratımda içimize daha da yerleşip dengemizi bozan sinsi bir düşman. Hatta kanaatimce reklam panolarına “Umutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır!” yazılsa, yeridir. Madem bu, bir kutu antibiyotik yutulup başa çıkılabilecek bir hastalık değil, ne olur yazdıklarımızı kontrol etsek ve hatta hatta kontrol ederken de üstüne düşünsek? Ne olur baştan savma işler yapmasak? Ne olur söylediklerimizin, yazdıklarımızın, çaldıklarımızın, dinlediklerimizin, çizdiklerimizin kalitesinin her zamankinden daha önemli hale geldiğini anlasak? Ne olur ruhumuzun ve akıl sağlığımızın bunlara bağlı olduğunu hatırlasak?

“Allasen! Bin tane sıkıntımız var, buna takılmışsın yani…”

HENÜZ OKUMADIYSANIZ: SARSILIŞ

“UMUTSUZLUK HASTALIĞI” üzerine 2 yorum

  1. Çok güzel Zeynepciğim! Ve çok haklısın… Bu kadar yazayım çünkü o ruh daralmasını ben de fena halde yaşıyorum… En kolay yolu da kitaplar…

    Yanıtla
    • Çok teşekkürler Çiğdem Abla! Bence de güzel kitaplar okumalı, güzel sanat eserlerine bakmalı, güzel müzikler dinlemeli ve kendimizi bu şekilde beslemeliyiz. :)

      Yanıtla

Yorumunuzu aşağıdaki boşluğa bırakabilirsiniz!