KARANLIK DEHLİZLERDE BİZANS OYUNLARI

İnsan beyni inanılmaz. Gücü idrakimin ötesinde. Ve her gün, beni yeniden şaşırtmaya devam ediyor.

Geçen gece rüyamda bir otelde, bir grup tanıdık tanımadık insanla beraberdim. Konuşmalar ilerledikçe ve sahneye yeni karakterler girdikçe hava politikleşiyordu ve aniden rüyadaki tüm oyuncular bir şefin batonunu takip edermişçesine, çok iyi bildikleri bir şarkıyı söylemeye başlıyorlardı. İşin ilginci, rüyamda şarkıyı tek bilmeyen bendim. 

Buradaki çelişkiye dikkat çekmek istiyorum: beynimin yarattığı şarkıyı, bir tek ben bilmiyordum. Beynim bana, psikolojimin derinliklerinden bir mesaj verip, kendi yarattığı şarkıyı bilmediğim hissine kapılmamı sağlıyordu. Uykunun derinliklerindeki ben de, “Yav, kendi yarattığım şarkıyı nasıl bilmem ki?” demiyordum. Beynimin kurduğu senaryoya itaat ediyordum. 

Sık sık başıma gelen başka bir durum da rüyanın ortasında bakış açısının değişmesi. Rüyada bir olay yaşanıyor, ben olayın içindeyim, her şeyi birinci ağızdan görüyorum/yaşıyorum/yazıyorum ama sonra ne oluyorsa oluyor, edebiyatta “Tanrısal Anlatıcı” ya da “Hakim Bakış Açısı” dedikleri bakış açısına geçip karakterleri, düşünceleri ve olayları tepeden görür hale geliyorum. Yetmiyor, farklı karakterlerin iç seslerini ve düşüncelerini duyuyorum. Bir anda öykünün bakış açışını değiştiriyorum. Tabii muhtemelen bunda, yazarken bakış açılarına kafa yormamın etkisi büyük. Yine de beynimin kendi kendine bu oyunları oynuyor oluşunu, kendi beynim algılamakta zorlanıyor.

Neden rüya gördüğümüz, rüya görme mekanizmasının nasıl işlediği ve psikolojimizin ne kadarının rüyalara yansıdığı, insanlığın kafasını her daim meşgul eden sorulardan. Rüya, doğanın tehlikelerine her an açık yaşayan ilk insanlardan bir rüyanın peşinde yola çıkan kaşiflere, tarlalara ekine giden köylülerden plazaların griliğinde kendine yer açmaya çalışan iş insanlarına hepimizi birleştiren bir gizem. Nietzche, Freud, Jung gibi düşünür ve psikanalizlerin rüyaları ve rüya görme nedenlerimizi açıklamaları (veya açıklamaya çalışmaları) oldukça analitik ve biraz da kendinden emin olsa da sanırım benim en çok hoşuma gidenlerden biri, Borges’in yaklaşımı.

Borges, Buenos Aires’te verdiği yedi semineri topladığı harika kitabı 7 Gece’nin* Kabus bölümünde şöyle yazıyor: “Bilimsel olup olmadığını bilmiyorum ama rüyaların en eski estetik faaliyet oldukları sonucuna varıyorum.”

Belki de gerçekten böyledir. Belki rüyalar en hassas, en korumasız ve vücudumuzun ve zihnimizin kontrolünü en bırakabildiğimiz durumda, yaratıcılığa kapılarımızı açmamıza vesile oluyorlardır. Ve hatta vesile olmakla da kalmayıp, onları kendi estetik anlayışımız çerçevesinde şekillendirebiliyoruzdur. Neden olmasın? Kısıtlamalara, kim ne dermişe, çekincelere saplanmadan yaratabildiğimiz, kendimize ait, özgür bir alan. İstediğimizde birilerine anlattığımız istediğimizdeyse paylaşmak zorunda bile olmadığımız; her türlü korku ve dehşetin yanında arzularımızı, umutlarımızı, özlemlerimizi yaşayabildiğimiz; kontrol altında tutmak zorunda olmadığımız ve hatta kendimizi akışa bırakabildiğimiz; sonsuz, bize ait, paralel bir dünya.

Uyandığımızda hatırlansınlar ya da hatırlanmasınlar, rüyalar gecelerin deliksiz ya da gündüzlerin kısa ama tatlı uykularında hep içimizdeler. Kim bilir beyin denen o gri bölgenin karanlık dehlizlerinde bizim hatırladıklarımızın da dışında ne çok Bizans oyunu, heyecan, mutluluk ya da dehşet içeren, birbirlerinden farklı senaryolar hazırlanıyor. Ben her gece 2-3 rüya gören biri olarak beynimin serbest uçuşunda yaşananları hayranlıkla izliyorum. Hem geri dönüp gündüz gözüyle baktığımda hem de gecenin karanlığında.

* Yedi Gece (Siete Noches), Jorge Luis Borges, Can Yayınları. Çeviren: Süleyman Doğru. E-kitap.

HENÜZ OKUMADIYSANIZ: İÇİMİZDEKİ HÜLYA İSHAK EDEBİYAT’TA

BU DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: BİLİNÇ İLE RÜYA ARASINDA

“KARANLIK DEHLİZLERDE BİZANS OYUNLARI” üzerine 2 yorum

  1. Çok güzel tespitler ve bunları o kadar güzel kaleme alıp aktarmışsın ki tebrik ederim

    Yanıtla

Yorumunuzu aşağıdaki boşluğa bırakabilirsiniz!