YÜZE YAZI

Neden yazıyorum? Hangi içgüdü, içimdekileri içimde tutmamı engelleyip, beni yazmaya itiyor?  Bu soruları bana sorduran, bu sitedeki yüzüncü yazıyı aşmış olmam. 2016 yılından beri bazen iki arada bir derede bazen havaalanı ve uçakta geçmek bilmez saatlerde bazense evde, otelde, sokakta, deniz kıyısında ve bilumum yerde yazdığım yüz yazı…  George Orwell “İnsan neden yazar?” sorusunu, kurgu … Devamını oku

AYDINLANAN GECE – “VİCDAN” VARLIK’TA

Geçen gün sabahın beşinde, Ölüm Vadisi’nin ortasında bir yerlerde, güneşin doğuşunu fotoğraflamaya giderken düşündüm; şu yazarlık denen mesele, karanlıkta yola çıkmak gibi. Yalnız arabanın farlarıyla aydınlanan, iki yanı siyah bir örtüyle kaplı, bilinmeze giden bir yol.  Bu yolda ara ara insan, gökte beliren bir yıldıza rastlıyor; ışığı zar zor seçilen, yanıp sönerken renk değiştiren ama … Devamını oku

BİLİNÇ İLE RÜYA ARASINDA

Bilinç ile rüya arasında, uykunun derinliklerine dalmadan hemen önce benliği yavaş yavaş kaplayan o ağırlıkta, en güzel öyküleri yazıyorum. Kurgu müthiş, karakterler ilginç. Bazen de kurgu yerine denemenin çevik yazısına dalıyorum. Sular seller gibi akan kurgu dışı metinler yazıyorum. Hatta arada sırada kafamda birikmiş eleştiri yazıları, tam o geçiş anında bütünlüğüne kavuşuyor; kendi kendime işi … Devamını oku

“BAŞTAN” BAŞLAMAK

Bazı haberler var hem beklenmedik kapıyı çalan hem de dört gözle beklenen. Bir karanlığı kısa süreliğine ışıkla dolduran, bir kıvılcım çakışı haberler; insanın önünü bir anlığına aydınlatan ve nereye gittiğini görmesini sağlayan haberler. Ben de geçen gün böyle bir haberi almanın heyecanını yaşadım: “Baştan” adlı öykümün, bu sene ilki düzenlenen Çukurova Öykü Ödülü’nde birinci seçildiğini … Devamını oku

KULVARDAN ÇIKMAK

Genç yazarlara en sık verilen öğütlerden bazıları yazmak istedikleri türde kitaplar okumaları, o alanda çok satılanları incelemeleri ve hedef okur kitlesini analiz etmeleri. Kısacası onlardan hülyalarda dolaşan yazar düşlerinden uyanıp, hedef odaklı çalışmaları bekleniyor. Bir ürün yaratmaları ve pazarlamaları isteniyor. Bir bakıma değişen dünyanın şartlarına ayak uydurmaları şart koşuluyor. Ben de ister istemez en çok … Devamını oku

KELİMELER GİRDABI

Üç beş kelimeye sıkışıp kalmış insanlar. Sosyal medyada hep aynı ünlemlerle aynı tepkileri verip duran ağızlar. Aynı yerde kürek çeken, heyecanlarını, mutluluklarını ve üzüntülerini aynı tekdüzelikle yaşamak zorunda bırakılmış kürek mahkumları gibi, aynı kelimelerde dönüp duran bizler. Kendi dillerine, dilleri dönmeyenler. Türkçede bir “Muhteşem” var demir attığımız, “Aynen” var onaylamak için bolca kullandığımız… Bunlar aklıma sadece … Devamını oku

MATRUŞKA

“Ne işle mi uğraşıyorum? Yazarım…” “Çocuk kitapları, değil mi?” “Hayır, yetişkinler için kurgu edebiyat.” “Aaa… Ne tür kitaplar yazıyorsunuz?” “Daha çok distopik dünyalarda kurgulanmış ve insan psikolojisinin karanlık noktalarını irdeleyen romanlar ve öyküler. Bu hikayelerde aynı zamanda da dili kırmaya ve insanların önyargılarıyla oynamaya çalışıyorum.” “…” Korona’nın bir rock star edasıyla Dünya turuna başlamasından hemen … Devamını oku

BUZDAĞININ GÖRÜNMEYEN KISMI, MARILYN CANIM

Marilyn canım, Sana bu satırları yazarken, İzlanda’nın ücra bir köşesindeyim. Son günlerde, seni bana hatırlatan olaylar yaşıyorum. İşin garibi, bu olaylar Dünya’nın en sıcak yerinde vuku bulabildiği gibi, en soğuğunda da cereyan edebiliyor. Bekle de sana anlatayım… Geçenlerde, Dünya’nın ölçülmüş en yüksek sıcaklığının yaşandığı Ölüm Vadisi’nden dönüşte, Las Vegas’ta aklıma düştün. Biliyorsun, Vegas’ın çılgın sokaklarını … Devamını oku

BİRBİRİNE BAKMAZLAR DİYARI

Bir tramvay, tramvayda insanlar, insanlar arasında ben, etrafı izliyorum. Eskiden, çocukken, “Öyle insanlara dik dik bakma, ayıp olur!” derlerdi çünkü insanlar onlara baktığımızı görür, görünce de utanır ya da sıkılırlardı, hatta kötü niyetimiz olmasa bile alınabilirlerdi. Birine uzun süre bakmak yakışık almazlar arasındaydı; şimdiyse, onlara baktığımızın farkında bile değiller. Sokakta gördüğümüz insanlar fiziki olarak bu … Devamını oku

LACİVERT KAPLI DÜNYAM

Elimde kuryenin getirdiği, karton ince küçük bir paket tutuyorum. Paketi kenarından yırtıyorum, içinden birer karış büyüklüğünde iki defter çıkıyor. Üstlerindeki plastik paketi çıkartıyorum, kapaklarını açıp bir sürprizle karşılaşacakmışım gibi içlerine bakıyorum, çocukça bir heyecana kapılıyorum. Bir insanın yeni alınan iki defter için bu kadar duygulanması belki de bazıları için çok anlamsız. Oysa bu lacivert sert … Devamını oku